Zülfü Livaneli’den Bir Huzursuzluk Romanı

0 88

Zülfü Livaneli’den Bir “Huzursuzluk” Romanı

Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.

Ne zaman elime yeni bir kitap alsam okumaya başlamadan evvel arka kapak yazısını dikkatlice incelerdim. Sayfalarını avını koklayan bir kedi gibi koklarım.

Bunun sebebinin okuma yazma bilmeden evvelki yıllarıma kadar indiğini düşünüyorum. O zaman yazılarını okuyamadığım kitapların resimli sayfalarını incelerdim. Resimlere bakarak hayal dünyamda masallar anlatırdım kendi kendime çocuk aklımla .Bu beni acayip heyecanlandırdı .

Yine aynı heyecanı yaşamak istememden midir nedir koklarım hep kitaplarımı.

Çoğu zaman da ‘aşeren’ hamile kadınlar gibi kitaplığımın önünde durur canım hangi kitabı çekiyor diye renk renk, dizi dizi kitapların önünde vakit geçiririm .

Geçen gün yine böyle bir anda rafta duran koca koca kalın araştırma inceleme kitaplarımın arasında elim Zülfü Livaneli’ ye gitti. Pek çok eserini büyük keyifle okuduğum yazarın bu kitabını ne zaman aldım acaba diye merak ettim. Hemen ilk sayfasını açıp baktım .Satın aldığım kitaplara mutlaka tarih ve mekan düşmek gibi bir huyum vardır.

3 Ekim 2018’de olduğumuza göre bir yıl olmuş alalı. Okuduktan sonra neden bir yıl beklediğim konusunda kendime bir kez daha sinir oldum.

Acaba neden adını “Huzursuzluk” koydu diye merak ediyorum. Aslında internetten açıp bununla ilgili makalelere tek bir tuşla ulaşabilir merakımı giderebilirim ama yapmıyorum.Kendimce bir oyun oynuyorum.”Acaba böyle böyle mi oldu. Yok yok şöyle şöyle olmuştur. ” diye merakımı coşturmayı seviyorum.

Kitabın arka kapağındaki yazı bana nasıl bir romanla karşılaşacağım konusunda da az da olsa ipucu veriyor.Kesin olan şu ki bu romanı okuyunca huzursuzluk halim daha da artacak ve roman mutlu bir sonla bitmeyecek.

Romanı baştan sona detaylı bir şekilde anlatacağımı aman sakın aklınıza getirip de böyle bir beklenti içinde olmayınız lütfen. Keza roman okumak benim için ciddi bir iştir ve emek gerektirir.

Sizde bu eseri okuma isteği uyandırabilirsem ne mutlu bana.

Neyse biz konumuza dönelim isterseniz.

Roman kabaca İbrahim adlı bir gazetecinin çocukluk arkadaşı Mardinli Hüseyin’in sırlarla dolu ölümün arkasından onun hikayesini baştan sona öğrenme hevesiyle Mardin’e -bir zamanlar doğup kısmen büyüdüğü topraklara- gitmesiyle başlıyor .

Zaten romanın büyük bir kısmının Mardin’ de geçeceğini anlıyorsunuz.

İbrahim’in Mardin’e gelişi ile birlikte merak edilen bir sürü soru aynı onun kafasını nasıl meşgul ediyorsa sizin kafanızı da meşgul etmeye başlıyor .

Bu merak öyle bir hal alıyor ki aynı gün başlayıp aynı gün bitirdiğiniz bir romanla günün sonunda öylece derin düşüncelere dalıp baş başa  kalakalıyorsunuz.

Sonra birden bire İbrahim’i bir aşk hikayesinin izini sürerken buluyorsunuz. Hem de öyle bir aşk ki iç burkan ve kavuşmanın olmadığı bir aşk. Bu aşk hikayesinin ekseninde Ortadoğu coğrafyasında buluyorsunuz kendinizi. Meleknaz’ı ve yaşadıklarını içselleştirmeye başlıyorsunuz. Kim bilir daha neler yaşadı bu zavallı kadın deyip insanın kanını donduran olayların ortasında buluyorsunuz kendinizi.

Ezidi kadın Meleknaz aynı İbrahim gibi sizi de olayların ve merakların içine atıveriyor.

Ezidi ifadesi de ne ola ki derseniz Yezidi demekmiş .Yıllardır benim de yanlış bildiğim asıl ifadesi ile Ezidi…

Anlatılanlar ister istemez bu konuda çok da fazla bilgi sahibi olmadığınızı ve mutlaka bu konu ile ilgili daha fazla araştırma yapmanız gerektiğini size hatırlatıyor .Ezidi Meleknaz ekseninde anlatılan bir sürü gelenek ve görenek sizi hayrete düşürüyor.

Hikayenin öyle bir sürükleyici tarafı var ki aynı İbrahim gibi siz de Meleknaz’ı görme tanıma arzusuyla yanıp tutuşuyorsunuz.

Hani bir roman kahramanının yerine kendimizi koyup da bir hallerden bir hallere girer bir müddet de o ahvalden çıkamayız ya! Hatta evdekiler ya da çevrenizdekiler size “Hayırdır,sende bir haller var böyle bir tuhafsın bu aralar.” der. Cevap versen küçük duruma düşmek seni engeller vermesen bir türlü…

İşte romanda adeta böyle bir büyü var. Bazen Meleknaz bazen İbrahim bazen de başka bir kahraman oluveriyorsunuz.

Sonra bir ara durup aslında İbrahim gibi Meleknaz’a mı yoksa onun hikayesine mi müptela olup olmadığınızı sorguluyorsunuz.

Tüm bu girdabın içinde bilmediğiniz tanımadığınız bir kültürün içinde yaşayan birine dönüşüyorsunuz.

Sorgulamalarınız artıyor roman ilerledikçe HUZURSUZLUK başlıyor bedeninizde.Bu HUZURSUZLUK hali roman boyunca sizin peşinizi bırakmıyor.

Bunca şey söyledikten sonra romanı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.Zülfü Livaneli yine her eserinde olduğu gibi hayatlara dokunmaya devam ediyor.

Doğrudan cihazınızda gerçek zamanlı güncellemeleri alın, şimdi abone olun.

Deneyiminizi geliştirmek için bu web sitesi çerezleri kullanır. Devam ederek çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz. Kabul Et Daha Fazla Bilgi